Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla
Yazan Ersin KARADAŞ Tarih 24 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Bir Aşkın sahibisinsen…
Aklımın çocukça gülücüklerinden sonra, İlk akla gelen gülümseme gibi düşüncelerimde yer ediyordun. Bir aŞkı anlatabiliyordu Şair yüregim Şiirlerinde dile geliyordu bir Sevgiye.. Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Facebook'ta Paylaş
Kategori: Aşk ve Sevgi, Ersince 'nin Siirleri, Yazılar Denemeler, Şiirler
Yazan Ersin KARADAŞ Tarih 21 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Söyle daha ne kadar göremeyecegim o gül yüzünü… Gittigin günleri hesabı olmayak kadar Yıpratıcı… Ölümün Solugu yakın hissediyor… Anla Beni… Sana Adadım Hayatımı… Seni Bir Gün Bulacagım… Seni Seviyorum diyemesem de… Görücegim. Gözlerine son kez bakacagım… Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Kategori: Aşk ve Sevgi, Ersince 'nin Siirleri, Hikayeler, Yazılar Denemeler
Yazan ufuk_kozleme Tarih 18 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Dünden kalma,yarınsız ümitlerin ayazında üşüyorsun biliyorum.Sen henüz ölmeden bir çok şey öldü içinde…Bir çok şey yeşermeden soldu yaprağında.Sahralar açlığında âb-ı hayat suyuna muhtaçsın.Ve sahra kadar çatlamış dudakların…Yalnızlıklara gebesin,ayrılıklar getiriyorsun dünyaya taze canlı… Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Kategori: Aşk ve Sevgi, Makaleler
Yazan ALİ YAVUZ Tarih 14 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Sen, beni sevemessin canım İncesin,kırılgansın Terk edip gideyim diyorsun Mutlu olurmusun bensizliklerinde Sevgiden yoksun Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Kategori: Ali Yavuz şiirleri, Aşk ve Sevgi, Şiir seLi, Şiirler
Yazan Ersin KARADAŞ Tarih 11 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Adını Bilemeden Karşılıksız sevdim
Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü… Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, “yar”lığa süzülüşünü. Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Kategori: Aşk ve Sevgi, Yazılar Denemeler, Şiirler
Yazan Shateiel Tarih 11 Ağustos 2010 | Yorum Yok
Kirlenmiş bir beden..Hayatın tacizine uğramış bir yürek .. Kanayan bir zamanda güç bulmuş.Tırmandığı duvarlar tek bir balyoz darbesiyle yerle bir olmuş.Sarfettiği tüm emekler göz yaşlarıyla buhar olmuş. Taşıdığı can karanlık bir labirentin kimsesizliğinde derbeder olmuş. Her dönemeç yüzüne vurulan ağır bir darbe olmuş .Medet umduğu her ışık yalnızca zavallılığına tanık olmuş . Tutunduğu tek dalmış bu ucuz hayatta gurur .Onuda beş para etmezlikleriyle satın almaya kalkmış fahişe bir kaç ruh .Uzanmış göğe.. Varmak için Tanrı’ya .. Ama ne çare, mahkum bu hayata ..
Kategori: Aşk ve Sevgi, Yazılar Denemeler
Yazan Ersin KARADAŞ Tarih 06 Ağustos 2010 | Yorum Yok
geçen gün ona rastladım yolda,nasılsın diye sordum:sana ne dedi….mutlumusun rahatın nasıl dedim:seni ilgilendirmez dedi…niye böyle söylüyorsun dedim:git onuda kendine sor dedi… Yazı Daha bitmedi devamı da var! TIKLA
Kategori: Aşk ve Sevgi, Recep Altın, Yazılar Denemeler, Şiirler
Yazan mysterious Tarih 24 Haziran 2010 | Yorum Yok
Parva leves capiunt animos
Kurumuş bir yaprak gibi savruldu bu akıl almaz sevda. Rüzgarın adaletsizligine ugradı yalnız kaldı bu dünyada. Sınırları zorlardı sevdayı gormesın bu beden,köle olurdu sevdanın yalnızlıgına.Vicdanını dinlerdi her seferinde. Dikerdi karalardan kendine bir kefen girerdi mavileri sakladıgı hüznün,acının içine.Umut ederdi gözleri çekerdi elini sevdanın gölgesinden.İnadına karanlıga bir mum yakardı.Severdi canını dişine takarcasına;görürdü görülmeyen hayatın onda bıraktıgı kara lekeleri. Dinlerdi kalbini,içine akıttıgı gözyaşlarına inat yaşardı bu bedenıyle Süsledigi ruhu.Bedenine verdigi zarara ınat yasardı bızımkısı… Ellerını tutardı hayalden bır elın.Sımsıkı tutardı tıtreyen ellerıyle ,gozlerıne bakardı bu beden,saclarını oksardı VEFASIZLIGINA.Bılırdı donmeyecek bır daha hayal ettıgı,kaybolcak bır bır gozlerı onu hayata baglayan ellerı. Eskılerı karısacak yasadıkları,acılacak sonu gelmeyen mavi duslerın sonrasına. Farkındaydı bızımkısı….herseye ragmen mutluydu ınadına tasıyacaktı bu sevdanın onda bıraktıgı derın yaraları.Soluksuz tasıyacaktı karaları sakladıgı ŞİZOFREN RUHU!!!
Yazan Sokaksairi.Com Tarih 19 Haziran 2010 | Yorum Yok
Hayat, akıp giden bir nehir gibi… Asla geriye dönüşü olmayan bir nehir. Bazen kıyısında durup seyredersiniz çaresiz. O gider. Bazen nehir sizsinizdir. Siz gidersiniz… Gün gelir kuruyunca görünür nehrin yatağı. Taşları, tümsekleri, inişleri, çıkışları, kederleri, sevinçleri sular çekilince fark edersiniz. Nehir kuruyunca… Saat durunca… Herkesin bir babası vardır. Herkesin dedesinin oğlu, oğlunun dedesi… Sizden önce geldiği dünyadan -muhtemelen- sizden önce giden. Siz kıyısında durursunuz o nehrin. O gider… Bir gün nehir kuruyunca fark edersiniz, akıp giden suyun altındaki inişleri, çıkışları, sevinçleri, kederleri.. Yaşanmış, yaşanmamış… Nehir kuruyunca… Saat durunca… Her baba, dedeyle torun arasında bir yerde durur. Hep hayatın ortasındadır yeri. Bir şeyleri devralır, bir şeyleri bırakır kalanlara… Genleri ve soyları… Çok az insan için mal mülktür devralıp bıraktığı. Pek çok insan için korkaklık ve cesaret, yılgınlık ve metanet, bencillik ve fazilettir. Bırakır da, kimi devraldığı korkaklıkları cesarete, kimi bencillikleri fazilete, kimi yılgınlıkları metanete dönüştürerek gider. Ya da tersine. Sonuçta orta yerde duran için zor zenaattir emanetçilik… Aldığınız gibi bırakmak değildir çünkü aslolan. Nehrin dibinde tortular bırakmadan akıp gitmektir. Cesarete, metanete ve fazilete doğru. Yarın Babalar Günü… Anneler için Anneler Günü’nde yazılanlar, Babalar Günü’nde yazılamaz… Doğuran, emziren ve büyüten annelik ne kadar evrensel ve genelse, dünyaya getirme sürecinin başlangıç anı dışında pekala ortada görünmemesi mümkün olabilen babalık, o kadar tekil ve özeldir. Herkesin anneye ilişkin duyguları az-çok benzeşir ve örtüşür… Oysa herkes babasını kendi beyninde ve kendi yüreğinde yaratır ve yaşatır. Anne sevgilerinin paralel yolculuklarına karşın, baba sevgilerinin sokakları zikzaklarda kesişir ya da uzaklaşır. O nedenle özeldir herkesin babası.. Bağışlayın ama o nedenle ‘özel’dir bu Babalar Günü yazısı… Ben, nehrin suları çekilince gördüm babamı. Kurumuş nehir yatağındaki özlemlerini, kederlerini ve acılarını, ömrün saati durunca gördüm. Hayatın orta yerinde, devraldıklarını bırakma kavgasındayken nelerden vazgeçtiğini, neleri terk ettiğini, nelere veda ettiğini… Geriye kalan, güneşli bir ilkbahar sabahı önüme sessiz sedasız bırakılıp giden metanet, cesaret ve fazilet mirasının ‘evrak-ı metrukesi’ydi. Hayatımın bundan sonraki kısmını talihli bir ‘mirasyedi’ olarak geçireceğimi o saat anladım. Ve ne yazık ki ona bir kuru teşekkür bile edemedim. İşte bu Babalar Günü yazısı o nedenle yazılmıştır. Anne sevgisi olağanüstü güzeldir de, genelde ‘peşinat’la alınır. Baba sevgisi, vadesi uzun borçlara bırakılır. Ama vadenin son ödeme tarihini bilen var mı ki? Bir gün nehrin suları ansızın çekiliverir. Ömrün saatinde yorulur akreple yelkovan. Kendinizi birden uzun bir selvinin önünde bulursunuz. Kim icat etmişse Babalar Günü’nü iyi etmiş. Bugünün hakkını verin. Hayatın orta yerinde size metanet, cesaret ve fazilet emanetlerini taşıyan emanetçiye teşekkür edin… Vadesi geçmeden. Ben kestirememiştim vadeyi. Ondandır, ödenmemiş bir borcun yükünü taşıyarak geçiyor ömrüm. Ödenmemişti, ödenememişti çünkü. Çünküsünü, sararmış kağıtlarda artık solmakta olan bir şiirin hicranında buldum, yıllar sonra… Madem ki bu yazı özeldir, o gönül yarasını da paylaşmanın ne zararı var. ’3 Mayıs 72′de beraat ettim../ 4 Mayıs 72′de babamı kaybettim../ 5 Mayıs 72′de teyakkuza geçirip her yanı,/ 6 Mayıs 72′de astılar üç genç adamı../ Velhasıl,/ O yıl,/ Acının tuzlu denizine bastılar,/ Yaraları kanayan/ O güzelim baharı…’ İşte böyle… Bir tarih daha düşeyim mi? 1 Mayıs 72 tarihli gazeteler yazıyor: ‘Babalar Günü bundan böyle her haziranın üçüncü pazarı Türkiye’de de kutlanacak.’ Hadi yüreğim, ha gayret, ha… Olmadı baba… Yetişemedin… Yetişemedik… Şimdi… Otuz iki yıl sonra, ben… Duydun mu?
Ali KIRCA’ya bu Güzel YAzıdan dolayı TeBrik ve Teşekkürler ………….Şiir PErisi
Yazan Ersin KARADAŞ Tarih 19 Haziran 2010 | 3 Yorum
NEDİR AŞK DENİLEN ŞEY? Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatıntekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbetteAşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz Niçin aşk?Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı. Nedir şu aşk…? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, “Aşık oldum” dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, “Seni Seviyorum” diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu… Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir…Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyelim. Askin Türleri Ilk ask Ne yaparsaniz yapin, ilk askinizi unutmaniz mümkün degildir. Yillar sonra dönüp, “ben ona nasil asik olmustum acaba” diye pismanlikla karisik garip bir duygu da yasayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aski tattirmis, en önemli yasam tecrübelerinizden birini yasatmistir. Aranizda geçenler aci bile olsa, dönüp minnetle anacaginiz biri hep var olacak. Daha ne olsun? Yildirim ask Var mi yok mu tartismasinin içinde degiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazilarinin duygulari yagmur olup yagabiliyormus. Yildirim askla baslayip yillar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadini/erkegi görüp “bu aksam nasil yataga atarim?” diye düsünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettigimiz gerçek yildirim ask. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yildirim aska tutulanlarin genellikle kendi yarattiklari illüzyonun pesinden kosmalari, gerçekle karsilastiklarinda da yeni bir illüzyon yaratmalaridir. Olanaksiz ask Bazen yolda yürürken rastlariz, bazen en yakinimizda bulunabilirler. “Bu ikisi bir araya nasil gelmis?” diye düsünürüz. Kendi basimiza geldigi de olmustur, pedini saga sola birakan bir kadin ya da televizyondaki futbol maçini seyrederken daha önce hiç duymadiginiz küfürler eden bir adam. Aman Allahim?” dersiniz. Ama olmustur bir kere. Her askin olanaksiz bir tarafi vardir gerçi, çogunlukla bunlari görmemeyi yegleriz. Ama bu olanaksiz taraflar bazen o kadar agir basar ki, askin hem kaynagi, hem iddiasi, hem motorize gücü, hem de terminatörü olurlar. Yasak Ask Men edilmis, engellenmis ve çogu zaman da yasadisidir. Ama asigin gözü görmez ki… Belki de aski ask yapan bu “illegal” tarafidir. Kimbilir? Platonik Ask Onu görmek bile sizi heyecanlandirirken, o sizin yaninizdan, geçip gider. Siz heyecandan sapir sapir titrerken, o isiyle mesgul olur. O sizin için hayatinizdaki en önemli kisiyken, siz onun için siradan birisinizdir. Hem asik hem de salak hissedersiniz kendinizi… Davranislarindan, konusmalarindan isaretler alip, umutlanir, bozulur, küsersiniz. Insanin bir kereligine bu duruma düsmesi, tecrübesizlikle yorumlanip, bagislanabilir. Ancak, bir kereden fazla basiniza geldiyse, oturup kendi hakkinizda düsünmenizde yarar.. Yıllar yılı aşk üzerine çok şey yaşandı çok şey görüldü çok şey yazıldı bunların içinde en önemlisi sizlerin kalbinizde büyütüp beslediğiniz gerçek aşktır..
Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır,
Aşk hayatıntekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.
Ve elbetteAşkı suçlamak, yargılamak, karalamak
inkar etmek de asla yakışık olmaz
Niçin aşk?Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.
Nedir şu aşk…? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, “Aşık oldum” dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.
Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, “Seni Seviyorum” diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur.
Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu…
Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir…Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.
Biliyor musunuz, hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyelim.
Ne yaparsaniz yapin, ilk askinizi unutmaniz mümkün degildir. Yillar sonra dönüp, “ben ona nasil asik olmustum acaba” diye pismanlikla karisik garip bir duygu da yasayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aski tattirmis, en önemli yasam tecrübelerinizden birini yasatmistir. Aranizda geçenler aci bile olsa, dönüp minnetle anacaginiz biri hep var olacak. Daha ne olsun?
Var mi yok mu tartismasinin içinde degiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazilarinin duygulari yagmur olup yagabiliyormus. Yildirim askla baslayip yillar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadini/erkegi görüp “bu aksam nasil yataga atarim?” diye düsünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettigimiz gerçek yildirim ask. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yildirim aska tutulanlarin genellikle kendi yarattiklari illüzyonun pesinden kosmalari, gerçekle karsilastiklarinda da yeni bir illüzyon yaratmalaridir.
Bazen yolda yürürken rastlariz, bazen en yakinimizda bulunabilirler. “Bu ikisi bir araya nasil gelmis?” diye düsünürüz. Kendi basimiza geldigi de olmustur, pedini saga sola birakan bir kadin ya da televizyondaki futbol maçini seyrederken daha önce hiç duymadiginiz küfürler eden bir adam. Aman Allahim?” dersiniz. Ama olmustur bir kere. Her askin olanaksiz bir tarafi vardir gerçi, çogunlukla bunlari görmemeyi yegleriz. Ama bu olanaksiz taraflar bazen o kadar agir basar ki, askin hem kaynagi, hem iddiasi, hem motorize gücü, hem de terminatörü olurlar.
Men edilmis, engellenmis ve çogu zaman da yasadisidir. Ama asigin gözü görmez ki… Belki de aski ask yapan bu “illegal” tarafidir. Kimbilir?
Platonik Ask
Onu görmek bile sizi heyecanlandirirken, o sizin yaninizdan, geçip gider. Siz heyecandan sapir sapir titrerken, o isiyle mesgul olur. O sizin için hayatinizdaki en önemli kisiyken, siz onun için siradan birisinizdir. Hem asik hem de salak hissedersiniz kendinizi… Davranislarindan, konusmalarindan isaretler alip, umutlanir, bozulur, küsersiniz. Insanin bir kereligine bu duruma düsmesi, tecrübesizlikle yorumlanip, bagislanabilir. Ancak, bir kereden fazla basiniza geldiyse, oturup kendi hakkinizda düsünmenizde yarar..
Yıllar yılı aşk üzerine çok şey yaşandı çok şey görüldü çok şey yazıldı bunların içinde en önemlisi sizlerin kalbinizde büyütüp beslediğiniz gerçek aşktır..
ve Aşk hakkındaki sizin görüşlerinizide bekliyoruz…